Download Takiyettin Mengüşoğlu - Değişmez Değerler Değişen Davranışlar PDF

TitleTakiyettin Mengüşoğlu - Değişmez Değerler Değişen Davranışlar
File Size2.3 MB
Total Pages49
Document Text Contents
Page 24

la, bu ümitler, hiç kimsede ve hiçbir zarftan eksik olmazlar; ve
insan böylece hayatının sonuna kadar ümitler içerisinde yaşar;
çalışır; bir şeyler meydana getirir. Fakat bir de düşünelim ki, in­
san, kendi başlangıcını ve sonunu biliyor. Böyle bir hayatın yükü­
nü çekmek şüphesiz çok güç olurdu.-

VII.

Tarihî sebeplerin mühimlerinden birisi de ethiğin bir «kıy-
met-hükümleri-sahası» olarak kabul edilmesidir. Bu da kaynağını
X IX . yüzyılın son çeyreğinde başlayıp da yüzyılımızın ilk çeyreği­
ne kadar devam edegelen ((Yeni Kantçılık» felsefesinde bulur. Bn
felsefî düşünmenin hareket noktası, bilgi teorisidir. Mantık, ethik,
estetik, hukuk felsefesi gibi, felsefenin diğer dalları da bilgi teo­
risinin temeli üzerinde kuruluyordu. Ontoloji, metafizik gibi, çok
eski felsefe disiplinleri de bir kenara atılmışlardı.

Bilgi teorisinden hareket eden her felsefe görüşünün gnoseo-
lojik olması, yani reflexion’h\ bir tavra dayanması; tabii, naiv bilgi
tavrını, yani direkt olan bilgi tavrını terk etmesi zaruridir. Ref-
lcxionilu bir tavırdan hareket eden «Yeni Kantçmlar için, bilgi­
nin kazanıldığı şey, yani bilgi objesi, var olan bir şey değildi; ob­
je, düşünme tarafından «tesis» edilen (kurulan), «meydana geti­
rilen» bir şeydi. Düşünme, saf, yani apriori bir düşünme olarak
objeyi ((meydana getiriyor)); böylece siijenin bir kabiliyeti olan
saf düşünme tarafından ((meydana getirilen» objeden kazanılan
bilgi de, hükümlerle ifade ediliyor. Çünkü hükümlerle ifade edil-
miyeıı bir bilgiye, bilgi vasfını vermek doğru değildir. Hükümleri
inceliyen bilgiye de ötedenberi mantık adı veriliyordu. Bu suretle
de mantık ve bilgi teorisi sahaları birbirileriyle birleşmiş oldular.

Süje tarafından ((meydana getirilen» objeden kazanılan bilgi,
hükümlerle ifade edildiğine göre, mantık ve bilgi teorisinin, tek
bir felsefe disiplini haline gelmeleri kadar tabiî bir şey olamazdı.
Nitekim, yüzyılımızın ilk kırk senesine kadar bu sahalar hakkında
yazılan bir çok eserler, elkitapları, «mantık ve bilgi teorisi» adını
taşıyorlardı. Kendisine çok şeyler borçlu olduğumuz E. von Aster
de bu «Yeni Kantçılık» felsefe mektebinin bir talebesi idi. Von

26

Page 25

Aster’in bugün bizde Tiirkçesi mevcut olan «Mantık ve Bilgi teo~.
risi» adlı eseri de, mantıkla bilgi teorisini birleştiren görüşün bir
örneğini teşkil eder.

Nasıl ki bilgi, «Yeni Kaııtçı»lara göre, «saf düşünmemıin bir
mahmulü idiyse, ethik ve hukuk felsefesi de «saf irade»ııin,
estetik de «saf duygu»nun birer bilgisi oluyordu. Bütün insan b il­
gisi hükümlerden meydana geldiğine, hükümlerle ifade edildiği­
ne göre, hukuk felsefesi, ethik ve estetik sahasındaki hükümleri,
bilgi teorisi-nıantık sahasındaki hükümlerden ayırmak için, bu
hükümlere de «kıymet hükümleri)) adı verildi; aynı zamanda et­
hik, estetik, hukuk felsefesi de, normativ birer bilgi olarak görül­
dü.

Hattâ bu felsefe akımı, mantığı psikolojiden ayırmak için,
ona da normativ bir bilgi damgasını vurdu (yani mantık, nasıl dü­
şünmemiz gerektiğini, psikoloji ise gelişi güzel bir düşünmeyi
tetkik eder, denildi). Böylece bütün bu bilgiler— yani mantık, et­
hik, estetik, hukuk felsefesi— «olması lâzım»ın birer bilgisi oldu­
lar. Normativ bir bilgi îse, kendi araştırma sahasına prensipler,
kaideler, kanunlar dikte eden bir bilgi demektir. Demek oluyor ki,
mantığın düşünmeye, ethiğin insanın hareket ve faaliyetleri saha­
sına, estetiğin sanat sahasına, hukuk felsefesinin de, devlet ve hu­
kuk sahasına prensipler, kaideler, kanunlar dikte etmesi gerekmek­
tedir. Hemen söyliyelim ki, insan bilgisi sahasında böyle bir «dik­
tatörlüğe» imkân yoktur; yani hiçbir sahaya her hangi bir şey
dikte edilemez; prensip kaide ve kanunlara ancak araştırmalar sa­
yesinde ve neticesinde varılabilir.

Diğer taraftan, bu felsefe mektebinin düşümııe-tarzı içinde
hükümleri başka bir bakımdan ikiye bölen bir görüş daha meyda­
na çıktı; buna göre hükümler, ya realite (mevcudiyet, şeniyet) hü­
kümleri veyahut da kıymet-hükümleridir. Realite hükümleri, bil­
gi teorisi sahasına, diğerleri ise, ethik, estetik, hukuk felsefesi sa­
halarına aittirler, denildi. Realite hükümleri objektiv’dirler; kıy-
met-hükümleri ise siibjektiv’dirler. Kıymet-hükümlerinin sübjek-
tivliği tabiriyle de, onların şahıstan şahısa, devirden devire, -mem­
leketten memlekete göre değiştiği söylenmek isteniyor; diğer
bir tabirle, bu sahada bir sübjektivism hüküm sürer. Her siib-
jektivism ise, bir relativism'i birlikte getirir.

Böylece do ctlıik sahasındaki kıymet-hükümleriyle, hukuk

27

Page 48

leri» nin çocuklardaki oluşu üzerinde durmuyor; aynı zamanda
bilginin, yargı gücünün teşekkülü üzerinde de duruyor; ve tec-
rlibî psikoloji adı altında bir nevi psikolojist bilgi teorisi yapıyor.
Piajet, psikoloji sahasında yaptığı denemeleri, ethiğin, tesbit edil-
mesi, gösterilmesi çok güç olan sahalarına bile tatbik etmekten
çekinmiyor; meselâ, hangi çocukların egoist, hangilerinin altruist
olduğunu denemelerle göstereceğine inanıyor. Böylece en küçük
yaşlardan başlıyarak, yukarıya doğru çocuklarda yargılamanın,
bilmenin, düşünmenin, anlamanın, nasıl meydana geldiği, nasıl
şekil kazandığı, geliştiği gösterilmeğe çalışılıyor; bunun için ele
çocuklar, ya maymunlarla, yahut da primitiv denilen insanlarla
mukayese ediliyor. Burada da mukayese, çok mühim bir rol oy­
nuyor, -

Psikoloji de, tıpkı sosyoloji gibi, bir çok hallerde böylece
kendi sahasının dışına çıkmıştır. Fakat psikolojideki durum, yine
de sosyolojininkindeıı daha üstündür; çünkü bu genetik prob­
lemlerle uğraşanlar, doğumları bakımından geçen yüzyıla ait olan,
eğitimleri bakımından yüzyılımızın başlarına tesadüf eden kim­
selerdir; ve tesirleri sona ermek üzeredir.

Her sahada olduğu gibi, sosyoloji ve psikolojide de bu gibi
durumlar, «kitabî» olmanın birlikte getirdiği aksaklıklardır; çün­
kü «kitabî)) tetkikler yapan kimse, gözünü açıp fenomenlere bak­
maktan, onlara sual sormaktan ziyade, kitaplardan öğrendikleri­
ne göre hareket eder. Halbuki genç olan, empirik olaylara daya­
nan bu ilimler, aktiv araştırmalar içinde bulunan ilimlerdir; yir­
mi sene önceki durum bugün tamamile değişmiştir. Bu değişik­
likleri gözönünde bulundurmayan, aktiv araştırmalara katılma­
yan bir kimse, bize eskimiş olan sonuçlar sunacaktır.

tstanbul, 18 Aralık ıç)6o

Similer Documents