Download İÜ PSİKOLOJİYE GİRİŞ DERS E-KİTAP PDF

TitleİÜ PSİKOLOJİYE GİRİŞ DERS E-KİTAP
File Size1004.4 KB
Total Pages111
Table of Contents
                            1.Hafta e-Ders Kitap Bölümü
2.Hafta e-Ders Kitap Bölümü
3.Hafta e-Ders Kitap Bölümü
4.Hafta e-Ders Kitap Bölümü
5.Hafta e-Ders Kitap Bölümü
6.Hafta e-Ders Kitap Bölümü
7.Hafta e-Ders Kitap Bölümü
8.Hafta e-Ders Kitap Bölümü
9.Hafta e-Ders Kitap Bölümü
10.Hafta e-Ders Kitap Bölümü
11.Hafta e-Ders Kitap Bölümü
                        
Document Text Contents
Page 1

Yrd. Doç. Dr. Sema Karakelle

psikolojiye giriş I

SOSYOLOJİ

Page 2

1.Hafta e-Ders Kitap Bölümü

Page 55

elektrotlar kullanarak hücre düzeyinde veya beyin düzeyinde kayıt edilebilmektedir. Hücre düzeyinde
yapıldığında, tek bir sinir hücresine mikro elektrotlar bağlanarak incelenmektedir. Ancak beyin düzeyinde
yapıldığında, kafatasının çeşitli yerlerine elektrotlar bağlanarak uzun süreli kayıt alınmaktadır. Bu teknik
EEG (elektroensefolograf) diye bilinir. Bir EEG kaydı, uzun bir zaman içinde beyin etkinliklerinin bir grafiğini
sunar.

Eğer, beynin üç boyutlu görüntüleri elde edilmek isteniyorsa, bilgisayarlı tomografi tekniği (CT veya CAT)
kullanılmaktadır. Bu tür teknikler özellikle, beyin hasarının veya beyin anomalilerinin yerinin ve derecesinin
belirlenmesinde yararlı olmaktadır.

Eğer belirli bir etkinlik yapılırken (problem çözme, konuşma ya da bir duyguya kapılma) beynin hangi
bölgelerinin aktif oldukları incelenmek isteniyorsa, bu durumda PET (positron yayıcı tomografi)
kullanılmaktadır. Böylece belirli bir etkinlik esnasında beynin hangi bölgelerinin “ışıldadığı” bir beyin resmi
üzerinde gösterilebilmektedir.

Eğer beynin, iç alanları, kıvrım ve yarıkları gibi anatomik olarak ayrıntılı görüntüleri elde edilmek isteniyorsa,
o zaman MRI (manyetik rezonans görüntüleme) tekniği kullanılmaktadır.

Yakın zamanlarda araştırmalarda sık kullanılmaya başlanan fMRI (işlevsel manyetik rezonans görüntüleme)
tekniği ise, PET ve MRI’in özelliklerini birleştirmektedir. Yani belirli bir görev esnasında beynin hangi
yapılarının aktif halde olduğu belirlenebilmektedir.

Giderek gelişmekte olan teknikler beyinle ilgili önemli bir bilgi birikimi oluşturmuştur. Ancak, Ramachandran,
beynin yapısı ve özellikleri ile ilgili ayrıntılı bilgiler edinilmesinin beynin “aslında nasıl çalıştığını” açıklamakta
yetersiz kaldığını vurgulamaktadır. Anlaşılan o ki, beynin ve zihnin tam olarak nasıl işlev gördüğünün
anlaşılması, yalnızca sinir bilimcilere bırakılamayacak kadar önemli bir konudur ve aynı zamanda insanla
ilgilenen diğer bilim dallarının katkılarını da gerektirmektedir.

7.4. Beyin Nasıl Gelişiyor?

7.4.1. Doğum Öncesi ve Bebeklik Döneminde Beyin Gelişimi

İnsan beyninin temel yapısı, doğum öncesi dönemde oluşmaktadır. Yaşama tek bir hücre olarak başlayan
insan organizmasının, doğduğu zaman yaklaşık olarak 100 milyar sinir hücresi barındıran bir beyine sahip
olduğu tahmin edilmektedir.

Embriyonun beyin hücreleri, döllenmeyi izleyen 12. günden sonra gelişmeye başlar, Bu hücreler, diğer tüm
hücrelerden daha hızlı çoğalırlar. İnsan embriyosu anne rahminde gelişirken, ilkel bir sinir sistemi embriyonun
arkasında uzun bir kanal olarak şekillenmektedir. Armut biçimindeki bu sinir kanalı (nöral tüp) döllenmeden
sonra yaklaşık 18-24 günleri arasında biçimlenir. Döllenmeden 40 gün sonra, bu sinir kanalında beynin temel
yapısının bir prototipi olan üç şişkinlik oluşur; ön beyin, orta beyin, arka beyin. Bu arada nöronları besleyen
ve onları bir tür “tutkal” işlevi görerek bir arada tutan destek dokusu hücreleri (gliyal hücreler) de oluşmaya
başlamıştır. Döllenmeden sonra yaklaşık 6. haftada nöron göçü başlamıştır. Sinir kanalının duvarındaki
hücreler çoğalarak ve göç ederek beyin kabuğunun (korkteksin) altı tabakasını oluşturur. 18. haftada hemen
hemen tüm kortikal nöronlar yerleşecekleri alanlara ulaşırlar. Nöron göçü, 26. haftaya kadar sürebilir. Bu süreç,
nöronların hücrelerin orijinal yerlerinden uygun yerleşim bölgelerine doğru hareketlerini ve böylece beynin
farklı düzey yapı ve bölgelerinin oluşumunu kapsamaktadır. Sinir göçü tamamlandıktan sonra, beyindeki
yarıklar oluşur. 16. haftada optik sinir oluşur. Nöral göçün sonunda gliyal hücreler aksonları sarararak
miyelinizasyonu başlatır. Miyelinizasyon, omurgada başlar, beyin kabuğu altındaki yapılara doğru ilerler ve
kortekste sonlanır. Ancak parietal ve frontal loblarda miyelinizasyon doğum sonrasında başlamaktadır.
Normal bir gebelikte, sinir kanalı kapandıktan sonra, yeni olgunlaşmış nöronların üremesi (nörogenesis)
doğum öncesi dönemin yaklaşık 20. haftasında başlar ve doğum öncesi dönem boyunca devam eder.

Omurganın tepe noktasından gelişmeye başlayan cenin beyni, önce refleksleri ve temel motor koordinasyonu
sağlayan beyin sapı yapılarını oluşturur. 20. Haftadan itibaren fetus, ışığa, sese, tat ve dokunma uyaranlarına
tepki vermeye başlar, ilerleyen haftalarda tepkileri giderek daha karmaşık hale gelir. EEG ile ölçülebilen

Page 56

kortikal etkinlik, 19-20. haftalarda başlar. 24. haftada tüm beyin yapıları yerlerini almıştır. Doğum öncesi
dönemin yaklaşık 23. haftasında nöronlar arası bağlantılar oluşmaya başlar. Beyin içeriden dışarıya ve arkadan
öne doğru olgunlaşırken giderek daha karmaşık işlevler üstlenen bir bağlantı sistemi olarak örgütlenir. Son
üç aylık dönemde fetüsün doğum öncesi yaşantılarını kayıt ettiğine ilişkin bulgular vardır.

Limbik sistem de dahil, diğer bütün beyin kabuğu altı yapılar doğum öncesinde oluşmuştur ve doğumdan
sonrada gelişmeyi sürdürürler. Kapsamlı beyin büyümesi doğumdan sonra, bebeklik ve izleyen dönemler
boyunca devam eder. Bebeğin beyninin doğumda ağırlığı, beynin yetişkinliğindeki ağırlığının yaklaşık
olarak %25’idir. İkinci doğum gününde bu oran yaklaşık %75 olur. Fakat beynin bölgeleri homojen bir şekilde
olgunlaşmaz. Bu sırayı, beyin kabuğundaki değişimleri incelerken göreceğiz.

Birinci yaşta, beyinde sinir hücresi sayısı azalırken, beynin ağırlığı yaklaşık iki katı kadar artar. Bunu sağlayan
nöronlar arasındaki bağlantıların gelişmesidir. Nöronlar, hayatın ilk yılları boyunca, iki çok önemli yolla
değişir. Birincisi aksonları yağ hücreleri ile kaplama süreci olan miyelinizasyon doğumdan önce başlar ve
doğumdan sonra de ve hatta ergenliğe kadar devam eder. İkincisi, nöronlar arasındaki sinaptik bağlantılar
artarak, yeni doğal yollar oluşur. Yeni dendritler büyür, dendritler arası bağlantılar artar, aksonlar ve
dendritler arası sinaptik bağlantılar çoğalır. Miyelinizasyon doğal aktarımı hızlandırdığı gibi, dendritik
bağlantıların genişlemesi de bebeğin gelişiminde sinirsel patikaların yayılmasını kolaylaştırır. Doğum anında
dendrit ağları seyrek ve az gelişmiştir. Doğumdan sonraki ilk altı ay boyunca duyusal mesajlar akın ettikçe,
bu ağlar da gelişir. Bu patikaların büyümesi çevresel etkilere duyarlıdır. Doğumdan sonra maruz kalınan
görüntü, ses, koku, dokunma, dil ve göz kontağı kurma gibi malumat akışları, beynin sinirsel bağlantılarının
şekillenmesine yardımcı olmaktadır. Bir diğer ifadeyle, bağlantıların nasıl ve ne kadar yapılacağı konusunda,
insan beyni deneyimlere dayanır.

Sinaptik bağlantılar

Sinaptik bağlantılar, ilginç bir şekilde gerektiğinin iki katı kadar üretilmektedir. Kullanılan bağlantılar güçlenir
ve yaşamayı sürdürür ama kullanılmayanlar yerlerini başka patikalara bırakır veya yok olur. Sinirbilim
diliyle söylersek, bu bağlantılar “budanacaktır.” Örneğin bebekler fiziksel hareketler yaptıkça ve dil yetilerini
kullandıkça patikalar güçlenecek, kullanılmayanlar ise zamanı geldiğinde budanacaktır.

Ancak doğumdan sonra asıl faaliyet beyin kabuğunda gerçekleşir. Beyin kabuğunun başın arka tarafından
alın bölgesine doğru kıvrılan dört ana alanı yani loblar, olgunlaşma sıralarına göre şöyle dizilmiştir: Art kafa
lobu (görme); yan kafa lobu (dokunma, mekansal algılama ve yer bulma, dikkat ve hareket kontrolü); şakak
lobu (duyma, işitme, dil ve ilgili hafıza süreçleri); alın lobları (istemli hareket, bedensel hareketlerin planlama
ve koordinasyonu, amaçlı davranış), ön alın kabuğu, gelişimini en son tamamlayan bölge, akıl yürütme,
bellek, özdenetim, dikkat, planlama ve yargılama.

Page 110

da bir grup sözcüğün ilk harflerinin birleştirilerek tercihen anlamlı yeni bir sözcük oluşturulmasıdır. Örneğin
HOMES kelimesinin Amerika’daki 5 gölün isimlerinin baş harfleri olması, CAMİ kelimesinin dört meleğin
isimlerinin baş harflerinden olması, FISTIKÇI ŞAHAP kelimelerinin Türkçe’deki sert ünsüzlerden oluşması
gibi. Akrostiş ise, hatırlanacak olan sözcüklerin ilk harfleriyle bağlantılı bir sözcük öbeği oluşturmaktır.
Örneğin:

Sırasıyla, Dünya’nın en uzun nehirleri:
Mississippi
A
Nil
İ
Sarıırmak
A

Sırasıyla, Türkiye’nin en uzun nehirleri:
Kızılırmak
A
Fırat
E
Sakarya

Eğer, öğrenilecek malzeme anlamlı bağlar kurmaya müsaitse o zaman bir başka tekrar türünü kullanmak
gerekir. Bu tekrar yolu eski bilgilerle yeni bilgilerin ilişkilendirilerek ya da benzetilerek tekrar yapılmasını içeren
özümleyerek tekrardır. Ezberlenecek materyal ile önceden bilinenler arasında sessel yada görsel bağlantılar
kurmak, görsel benzetmeler ve modeller oluşturmak gibi. Anahtar Sözcük yöntemi diye bilinen bir bellek
güçlendirici teknik bu prensibe göre çalışır. Anahtar sözcük yöntemi özellikle ikinci dil öğreniminde başarılı
olarak uygulanmaktadır. Burada yapılacak olan, yabancı dilde öğrenilecek sözcükle aynı telaffuz edilen ve
ana dilde o sözcüğün anlamını içeren bir cümle kurmaktır. Örneğin çürümek anlamına gelen DECAY fiilini
düşünün, bir Türkçe cümle “DİKEY dikilen bitkiler her zaman çürürler” olabilir.

Bir diğer teknik, Loci (yerleştirme) yöntemi olarak bilinir. Yerleştirme yöntemi, tamamı veya sırası (işaretçileri)
ezberlenecek malzemenin hayalen belirli bir mekana yerleştirilerek kodlanmasıdır. Daha sonra zihinden
o mekan gezilerek uygun sıra ile hatırlamak mümkündür. Örneğin, alışveriş listemizi düşünelim; ekmek,
bisküvi, yufka, süt, peynir, yoğurt, ayran, yumurta, tavuk, meyve suyu, çikolata, muz. On iki kalemlik bu
liste için, şöyle bir harita oluşturmak mümkündür: Buğday tarlasının yanından geç, mandıraya uğra, kümese
bir bak, çocukları kolla. Daha şehirli bir örnek isterseniz, alışverişe çıkmadan evinizin her odasında o odayla
ilgili alınacakları tasarlayıp, alışveriş yaparken zihinden odaları gezerek hatırlamak örnek olarak verilebilir.

Bu tür bellek güçlendirici teknikler kişisel çağrışımlar üzerinden, kişisel ihtiyaçlara dönük hazırlandığında,
tuhaf benzetmeler içerdiklerinde daha iyi hatırlanmaktadırlar. Bu yüzden bireylerin, bu tekniklerdeki fikirleri
kullanarak kendi ihtiyaçlarına uygun, kendi çağrışımlarını içeren içerikler oluşturması daha elverişlidir. Son
olarak daha pek çok bellek geliştirici teknik olduğunu ancak tümüne burada yer verilmediğini belirtmemiz
gerekir.

Daha önce söz edildiği gibi, kodlama, saklama ve geri getirme süreçleri çoğu zaman birlikte çalışırlar.
Dolayısıyla anlamlı bir malzeme üzerinde çalıştığımızda ve uzun süreli saklamak istediğimizde, ilk aşamadan
başlamamız gerekecektir. Bu bizi öğrenme stratejileri olarak bilinen stratejilere götürür. Yeni öğrenilen
anlamlı materyallerde etkili öğrenme stratejileri kullanılarak etkili bir saklama ve etkili geri getirme yapmak
mümkündür. Uzun ve ayrıntılı bir konu olmakla birlikte, elverişli stratejiler kısaca şöyle özetlenebilir. Bir
metni aldığınızda önce tümüne bir göz gezdirin, başlıkları alt başlıkları, şekilleri, resim altlarını okuyun. Yani
metnin ne amaçla, hangi konuyu nasıl bir organizasyonla anlatama amacı taşıdığını anlamaya çalışın. Daha
sonra metin içindeki alt başlıkları gözden kaçırmadan, kendi cümleleriniz ve organizasyonunuza göre özetler
çıkarın. Çalışırken eski bilgilerinizle bu yeni bilgilerin birbiriyle ilişkilendirin, benzer ve farklı yönlerini,
tutarlı - tutarsız yönlerini fark edin. Böylece metni anlamlandırmış ve mevcut bilgilerinizle ilişkilendirmiş

Page 111

olursunuz. Metni anlamlandırmanın bir yolu, metin içindeki kavramlar ya da bilgileri, bir şema şeklinde
kutucuklar içinde özetleyip birbirleriyle ilişkilerini göstererek çizmektir. Örneğin Karadeniz bölgesini tek bir
sayfalık bilgi haritası ile, topografik yapısı, iklimi, yetişen bitkiler, maden vb. doğal kaynak, ekonomik yapısı...
tanıtmak ve bu haritayı hazırlarken sayılan olayları uygun bir düzenle yerleştirerek birbirleriyle bağlantılarını
da kolayca hatırlamak mümkündür.

Bir diğer anlamlandırma yolu, metindeki bilgileri bütünleştirip birleştiren veya görselleştiren zihinsel
senaryolar oluşturmaktır. Bir deney okuyorsanız, o deneyin yapıldığı laboratuvar, olaylar, deneyin yapılışı,
sürecin nasıl geliştiği gibi aşamaları zihinde görsel olarak canlandırmak mümkündür. İsterseniz Pavlov’u
ya da Skinner’i bir yandan hayal ederek koşullanmalar konusu anlamlandırıp içselleştirmek mümkün
görünmektedir.

Özet

İnsanlar, farkında olmadan geçmişte meydana gelmiş olaylara yönelik anılarını, şu an sahip oldukları veya
tercih ettikleri imgelere uyacak şekilde yeniden yapılandırmaktadır. Kimi durumlarda bir bilgiyi hatırlamamız
istendiğinde, doğrudan hatırlamayız. Genel bilgileri ya da ilkeleri kullanarak bir çıkarım yaparız. Barlett,
temelde üç çeşit yeniden yapılandırma işlemi kullanıldığını belirlemiştir; karmaşıklık seviyesini düzenlenme
(hikaye basitleştirilmiştir); bileme (bazı detayları vurgulama ya da üzerlerinde orijinalinden daha fazla
durma); özümleme (kendi birikimine uygun şekilde değiştirme). Görgü tanıklığı çalışmaları, insanların
hatırladıklarının orijinal olaydan farklı olabileceğini ve çıkarım yapmak yoluyla olay örgüsündeki küçük
boşlukların doldurularak yeniden inşa edildiğini göstermektedir. Otobiyografik bellek, belirli yaşam
dönemlerimiz ve o dönemlerde meydana gelmiş önemli yer tutan olaylara ilişkin belleğimizdir. Flaş bellek,
üzerinden çok uzun bir zaman geçmiş olsa bile, belli bir olayın ve o olayla birlikte yer alan rastlantısal olayların
canlı bir şekilde hatırlanması yaşantısıdır. Belleği güçlendirici her hangi bir etkinlik, kodlama, depolama ve
geri getirme süreçleri üzerinden işlev görmelidir.

Çalışma Soruları

1. Geçmiş yaşantılarımızı neden olduğu gibi hatırlamayız?

2. Loftus’a göre görgü tanıklarına güvenmeli miyiz? Neden?

3. Otobiyografik bellek nedir? Hayatınızdan örneklerle açıklayınız.

4. Bebeklik amnezisi nedir?

5. Flaş bellek nedir? Hayatınızdan örneklerle açıklayınız.

6. Temel bellek süreçleri ile bellek kuvvetlendirme teknikleri arasındaki ilişkileri tartışınız.

7. Sınavlarınıza hazırlanırken kullandığınız bir bellek güçlendirme tekniği var mı? Varsa temel bellek
süreçleri üzerinden açıklayıp etkililiğini tartışınız.

Bu Bölümün Hazırlanmasında Yararlanılan Kaynaklar

1- Gerrig, R.J. ve Zimbardo, P.G.(2012). Psikoloji ve Yaşam. Nobel Akademik Yayıncılık

2- Solso, R. L., Maclin, K.M. ve Maclin, O.H. (2007). Bilişsel Psikoloji, Kitabevi

Similer Documents